İnsanlar riskten korktuğunu söyler.
Çoğu zaman durum farklıdır.

Korkulan şey genellikle risk değil, belirsizliktir.

Risk ölçülebilir.
Belirsizlik ise zihnin boşlukları doldurmasıdır.

Ve zihin boşlukları nadiren iyimser doldurur.

Amerika’ya gitmeye karar verdiğim geceyi hatırlıyorum.

Masanın üzerinde bir defter vardı. Bir tarafına “kalırsam”, diğer tarafına “gidersem” yazmıştım.

Kalmak güvenliydi.
Görünür bir yol vardı.

Gitmek ise tamamen sisliydi.

Ama defteri doldurdukça tablo netleşti.

Eğitim süresi yazıldı.
Maliyet yazıldı.
Borçlanma ihtimali yazıldı.
Başaramazsam dönebileceğim alternatifler yazıldı.

Sayfa doldukça “risk” küçülmeye başladı.

Ama odanın içindeki sessizlik hâlâ ağırdı.
O ağırlık hesaplanamayan şeydi.

Yalnızlık.
Yabancı bir ülkede sıfırdan başlama fikri.
Tanıdık sistemin dışına çıkmak.

Bu duygular risk değildi.
Belirsizliğin yarattığı boşluktu.

Malta’da basketbol oynadığım yıllarda sakatlandığım maçı da net hatırlıyorum.

O ana kadar her şey yükseliyordu.
Transfer, All-Star seçilmeler, birinci lig.

Bir pozisyonda dizim döndü.
Sahadan yürüyerek çıktım ama içimde bir şeyin kırıldığını hissettim.

O an risk almış değildim.
Sadece oyunun içindeydim.

Ama sakatlıktan sonraki dönem tamamen belirsizlikti.

“Şimdi ne olacak?” sorusu cevapsızdı.

Spor kariyerinin bitmesi risk değildi.
Planın ortadan kalkması belirsizlikti.

İnsan plan kaybına alışık değil.

Kuveyt’e gitme kararında da benzer bir his vardı.

Sözleşme masadaydı.
Maaş netti.
Pozisyon netti.

Ama taşınmak, düzen kurmak, yeni bir kültüre adapte olmak kâğıtta yazmıyordu.

Bir akşam Nazlı ile oturup uzun uzun konuştuk.
“En kötü ne olur?” diye sorduk birbirimize.

En kötü senaryoyu cümleye dökünce tuhaf bir şey oluyor.
Korku küçülüyor.

Çünkü çoğu zaman en kötü ihtimal hayal ettiğin kadar dramatik olmuyor.

Pilotluğu bırakma süreci en sessiz olanıydı.

Pandemi zamanı uçuşlar azalmıştı.
Havacılık bir anda kırılgan görünmeye başlamıştı.

Bir gün boş kokpitte otururken şunu düşündüğümü hatırlıyorum:

“Bu iş her zaman böyle sağlam mı kalacak?”

Sorunun cevabı hayırdı.

Kariyer güvenliydi ama sektör kontrolümde değildi.

Kafe fikri ilk ortaya atıldığında içimde iki ayrı ses vardı.

Birincisi:
“Bunca yıldan sonra sıfırdan mı?”

İkincisi:
“Başka bir şey denemek için daha neyi bekliyorsun?”

Risk şuydu:
İş tutmayabilirdi.

Belirsizlik şuydu:
Kim olacağımı bilmiyordum.

Pilot kimliği netti.
Kafe işletmecisi kimliği ise henüz tanımlı değildi.

İnsan bazen parayı değil, kimliğini riske atıyormuş gibi hissediyor.

Asıl zor olan o.

Zamanla şunu fark ettim:

Risk hesap yapılınca küçülüyor.
Belirsizlik konuşulunca küçülüyor.

Konuşulmadığında büyüyor.

En çok hata yapılan yer burası.
İnsan belirsizliği risk zannediyor.

Oysa belirsizlik veri eksikliğidir.

Veri topladıkça, insanlarla konuştukça, senaryoyu yazdıkça sis dağılıyor.

Geride ölçülebilir bir zarar ihtimali kalıyor.

Ve çoğu zaman o ihtimal yönetilebilir oluyor.

Karar alırken kendime hep aynı soruyu sordum:

“En kötü ihtimalle buradan çıkabilir miyim?”

Cevap evetse, o karar artık kumar değildir.

Çıkış planı olmayan karar risktir.
Çıkış planı olan karar tercihtir.

Aradaki fark ince ama belirleyicidir.

Belirsizlik insana kontrol kaybı hissi verir.
Kontrol kaybı korku üretir.

Ama kontrol her şeyi bilmek değildir.
Kontrol, bilmediğini azaltmaktır.

Belki de mesele cesaret değil.
Mesele hazırlık.

Hazırlık yapınca risk küçülüyor.
Hazırlık yapmayınca belirsizlik büyüyor.

Ve insan çoğu zaman riskten değil, hazırlıksız yakalanmaktan korkuyor.