İnsanlık binlerce yıldır aynı sorunun peşinde:

"Gerçeklik nedir?"

Bir taşın gerçek olduğunu düşünürüz. Bir ağacın, bir şehrin, bir yıldızın...

Dokunabildiğimiz şeylerin var olduğundan eminizdir.

Ama modern fizik ilginç bir noktaya geldi.

Belki de evrenin temel yapı taşı madde değildir.

Belki enerji bile değildir.

Belki evrenin temel yapı taşı bilgidir.

Bu ilk duyulduğunda kulağa bilim kurgu gibi geliyor.

Çünkü dünyayı atomlardan oluşan fiziksel bir yer olarak düşünüyoruz.

Fakat son yıllarda bazı fizikçiler farklı bir ihtimal üzerinde duruyor:

Evren, özünde bir bilgi işleme sistemi olabilir.

Yani gerçeklik dediğimiz şey, daha derinde gerçekleşen devasa bir hesaplamanın sonucu olabilir.

Burada "simülasyon teorisinden" bahsetmiyorum.

Çünkü simülasyon teorisi başka bir evrende yaşayan gelişmiş varlıkların bizi bilgisayarda çalıştırdığını varsayar.

Bu fikir ilginç olsa da elimizde hiçbir kanıt yok.

Daha ilginç olan başka bir soru:

Ya evreni çalıştıran dışarıdaki bir bilgisayar yoksa?

Ya evrenin kendisi bir hesaplama süreciyse?

Bugün kullandığımız tüm bilgisayarlar bilgiyi bitler halinde işler.

0 ve 1.

Açık veya kapalı.

Var veya yok.

Fakat kuantum dünyasında işler biraz farklı.

Bir kuantum parçacığı aynı anda birden fazla olasılığı taşıyabiliyor.

Bu yüzden bazı fizikçiler evrenin temelinde madde yerine bilgi olabileceğini düşünüyor.

Ünlü fizikçi John Archibald Wheeler bunu tek bir cümleyle özetlemişti:

"It from Bit."

Yani:

"Her şey bilgiden gelir."

Bu görüşe göre bir elektron, bir yıldız ya da bir insan...

Aslında fiziksel nesnelerden önce bilgi yapılarıdır.

Belki de gerçeklik, evrenin kendi kendine işlediği devasa bir veri ağıdır.

Bu noktada ilginç bir soru ortaya çıkıyor.

Eğer evren bilgi işliyorsa, neden hız sınırı var?

Neden ışık hızını aşamıyoruz?

Neden kuantum seviyesinde belirsizlikler var?

Bazı araştırmacılar bunların bir tür "işlem sınırı" olabileceğini öne sürüyor.

Nasıl bir bilgisayar sonsuz hızda çalışamıyorsa, evrenin de bilgi işleme kapasitesinin sınırları olabilir.

Işık hızı bu sınırın fiziksel karşılığı olabilir.

Kuantum belirsizliği ise sistemin her ayrıntıyı aynı anda hesaplamamasından kaynaklanıyor olabilir.

Elbette bunlar kanıtlanmış şeyler değil.

Ama düşünce deneyi olarak oldukça çarpıcı.

Daha da ilginç olan şu:

Bilinç bu resmin neresinde?

Çünkü evrenin nasıl çalıştığını anlamaya çalışırken sürekli aynı duvara çarpıyoruz.

Gözlemci.

Bir şeyi ölçtüğümüzde sonuç değişiyor.

Kuantum mekaniğinde gözlem kavramı hâlâ tam olarak açıklanabilmiş değil.

Bazı yorumlara göre bilinç özel bir rol oynuyor.

Bazılarına göre ise bilinç sadece başka bir fiziksel süreç.

Fakat hangi yorumu seçersek seçelim, ortada ilginç bir gerçek var:

Evren kendisini anlamaya çalışan parçalar üretmiş durumda.

Bizler.

Yıldızların içinde oluşan atomlar, milyarlarca yıl sonra birleşip insan beynini oluşturdu.

Ve şimdi o beyinler dönüp evrene şu soruyu soruyor:

"Sen nesin?"

Belki de evrenin en garip yanı budur.

Bir galaksi tuhaftır.

Bir kara delik etkileyicidir.

Ama evrenin kendi içinde, kendisini sorgulayabilen bilinçler üretmesi...

Belki de hepsinden daha şaşırtıcıdır.

Burada felsefi bir ihtimal ortaya çıkıyor.

Belki bilinç, evrenin kendisini gözlemleme yöntemidir.

Belki biz bireyler olarak ayrı varlıklar değiliz.

Belki evren, milyarlarca farklı göz aracılığıyla kendisine bakıyordur.

Carl Sagan'ın meşhur sözü bunu güzel anlatır:

"Biz, evrenin kendisini tanıma yoluyuz."

Bu düşünce doğru olsun ya da olmasın, insanın bakış açısını değiştiriyor.

Çünkü günlük hayatımızda kendimizi küçük hissediyoruz.

Bir şehirde yaşayan sıradan insanlar.

Bir gezegen üzerindeki kısa ömürlü canlılar.

Ama başka açıdan bakınca durum farklı.

Vücudumuzdaki her atom bir yıldızın içinde üretildi.

Beynimizdeki her düşünce evrenin fizik yasalarının sonucunda ortaya çıktı.

Ve şu an bu satırları okurken, evren kendi kökenini anlamaya çalışıyor.

Belki gerçeklik madde değildir.

Belki enerji de değildir.

Belki her şey bilgidir.

Belki evren devasa bir hesaplama sürecidir.

Belki de bunların hiçbiri doğru değildir.

Ama insanı düşünmeye zorlayan şey cevaplar değil.

Soruların kendisidir.

Çünkü bazen bir soru, bir ömür boyunca bildiğimizi sandığımız şeyleri yeniden değerlendirmemize neden olur.

Ve belki de gerçek keşif tam olarak burada başlar:

Evrene değil, gerçeklik hakkındaki varsayımlarımıza şüphe duymaya başladığımız anda.

Konuyla ilgili okunabilecek kaynaklar

The Information — Bilgi kavramının bilim tarihindeki rolü.

Programming the Universe — Evrenin bir bilgi işlem sistemi olarak yorumlanması.

John Archibald Wheeler — "It from Bit" fikrinin sahibi.

Reality Is Not What It Seems — Kuantum gerçekliği ve uzay-zaman üzerine.

Carl Sagan — Kozmik perspektif ve bilinç üzerine düşünceler