Hepimiz ölümün ne olduğunu az çok biliyoruz. Kalp durur, beyin faaliyetleri sona erer ve vücut yaşamını sürdüremez. Ancak ölümle ilgili daha az konuşulan başka bir soru vardır: Öldüğümüzde zaman bizim için ne olur?
İlk bakışta cevap basit gibi görünür. Zaman akmaya devam eder. Dünya dönmeyi sürdürür, Güneş doğar ve batar, insanlar yaşamaya devam eder. Fakat bu cevap dışarıdan bakıldığında doğrudur. Asıl ilginç soru içeriden bakıldığında ortaya çıkar. Çünkü zamanı deneyimleyen şey saatler değil, bilinçtir. Bir saatin üzerindeki rakamlar ilerleyebilir ama geçen zamanı hisseden şey beyindir. Ölüm ise tam olarak bu deneyim mekanizmasının sona ermesidir.
Bu yüzden bazı filozoflar ve bilim insanları şu düşünce deneyini ortaya koyar: Eğer bilinç tamamen kapanırsa, zamanın geçmesi senin için ne anlama gelir?
Derin ve rüyasız bir uyku düşün. Başını yastığa koyarsın, gözlerini kapatırsın ve bir sonraki farkındalığın sabah olur. Aradaki sekiz saat yaşanmıştır ama deneyimlenmemiştir. Senin açısından sanki tek bir an geçmiş gibidir. Elbette ölüm uyku değildir; çünkü beyinin yeniden uyanması söz konusu değildir. Ancak bu örnek önemli bir şeyi gösterir: Deneyimlenmeyen zaman ile deneyimlenen zaman aynı şey değildir.
Aslında günlük yaşamda da bunu sık sık yaşarız. Çocukluk yılları sonsuz gibi görünürken yetişkinlikte yıllar hızla geçiyormuş hissi oluşur. Korku anlarında saniyeler uzar, mutlu anlar ise göz açıp kapayıncaya kadar biter. Bu nedenle yaşadığımız öznel zaman ile fiziksel zaman birbirinden farklıdır. Biri saatlerin ölçtüğü zamandır, diğeri zihnin deneyimlediği.
Peki ölümden sonra ne olur? Bilimin dürüst cevabı şudur: Bilmiyoruz. Ancak bugün elimizdeki tüm veriler, bilinçli deneyimin beyin faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Beyin çalışmayı durdurduğunda deneyimin devam ettiğini gösteren doğrulanmış bir kanıt bulunmuyor. Bu nedenle modern nörobilimin baskın görüşü, bilinç sona erdiğinde zaman deneyiminin de sona erdiği yönündedir.
İşte burada oldukça tuhaf bir fikir ortaya çıkar. Eğer ölüm anında bilinç tamamen kapanıyorsa, bir saniye sonra ne hissedersin? Hiçbir şey. Bir yıl sonra? Yine hiçbir şey. Bir milyon yıl sonra? Yine hiçbir şey. Çünkü artık "sonra" kavramının senin için bir anlamı kalmamıştır. Zamanın geçebilmesi için onu deneyimleyen bir referans gerekir. Eğer referans yoksa, geçen sürenin öznel anlamı da ortadan kalkar.
Bu düşünce birçok insanı rahatsız eder. Çünkü yokluğu hayal etmeye çalışırız. Fakat burada ilginç bir paradoks vardır. Yokluğu hayal etmeye çalışan şey zaten bilinçtir. Bilinç kendi yokluğunu doğrudan tasarlayamaz. Çünkü onu hayal ettiği sürece varlığını sürdürmektedir. Belki de ölümün anlaşılması zor olmasının nedeni budur: Ölümü anlamaya çalışan araç, ölümden sonra artık var olmayacak olan şeydir.
Fizik ise konuya farklı bir açıdan yaklaşır. Einstein'ın görelilik teorisinde zaman mutlak değildir. Hız ve kütle zamanın akışını değiştirir. Bu durum bazı fizikçileri "blok evren" fikrine götürmüştür. Bu modele göre geçmiş, şimdi ve gelecek aynı uzay-zaman yapısının parçalarıdır. Eğer bu doğruysa, çocukluğun da bugünün de ölüm anın da evrenin dokusunda yer almaktadır. Hiçbir an gerçekten yok olmaz; sadece bizim erişebildiğimiz koordinatlar değişir.
Bu fikir ölüm korkusunu ortadan kaldırmaz ama zaman hakkındaki sezgilerimizi sarsar. Çünkü günlük hayatta geçmişin silindiğini düşünürüz. Oysa fizik, geçmişin gerçekten kaybolmamış olabileceğini söyler. Belki de yaşadığımız her an, evrenin dört boyutlu yapısında bir yerde varlığını sürdürüyordur.
Bir başka ilginç düşünce de doğumdan önceki zamandır. 1800'lü yılları, Roma İmparatorluğu'nu ya da dinozorları hatırlamıyoruz. Fakat bu durum bizi rahatsız etmiyor. Çünkü o dönemlerde henüz yoktuk. Bazı filozoflar ölümden sonraki durumun da buna benzeyebileceğini savunur. Doğumdan önceki sonsuzluk nasıl hissedilmiyorsa, ölümden sonraki sonsuzluk da hissedilmeyecektir.
Belki de ölümle ilgili en büyük yanılgımız, onu sonsuz bir karanlık olarak düşünmemizdir. Oysa karanlığı görebilmek için bir göz gerekir. Sessizliği duyabilmek için bir kulak gerekir. Hiçliği deneyimleyebilmek için ise bir bilinç gerekir. Eğer bilinç yoksa, karanlık da yoktur, sessizlik de yoktur, beklemek de yoktur. Belki de zamanın kendisi de yoktur.
Öldüğümüzde zamanın ne olduğunu bilmiyoruz. Belki hiçbir şey olmuyordur. Belki de henüz anlayamadığımız bir şey oluyordur. Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Zamanı anlamaya çalıştığımız her noktada dönüp dolaşıp bilincin gizemine ulaşıyoruz. Çünkü zamanı ölçen saatlerdir, ama zamanı yaşayan biziz.
Ve belki de asıl soru şudur:
Öldüğümüzde zaman ne olur?
Değil.
Zamanı deneyimleyen şey aslında nedir?
Okumak isteyenler için
- The Order of Time
- From Eternity to Here
- Being and Time
- Albert Einstein
- Carl Sagan