Belirsizlik insanın zihnini hızlandırır. Nabız artar, düşünceler dağılır, senaryolar büyür. İlginç olan şu: Gerçek tehlike çoğu zaman o kadar hızlı değildir. Hızlanan şey durum değil, zihindir. Belirsizlikte sakin kalmak doğal bir yetenek değil; çalışılmış bir pratiktir.
Havacılıkta ilk öğretilen şeylerden biri panik etmemektir. Bu kulağa klişe gelir ama aslında teknik bir meseledir. Çünkü panik, bilgiyi erişilemez hale getirir. Bir acil durum anında yapılacaklar bellidir. Check-list vardır. Prosedür vardır. Ama o listeye ulaşabilmek için zihnin stabil olması gerekir. Aksi halde bildiğin şeyi uygulayamazsın.
Simülatör eğitimlerinde özellikle bunu çalıştırırlar. Işıklar söner, alarmlar çalar, göstergeler anormal değerler gösterir. Amaç korkutmak değildir. Amaç beynin belirsizlikle karşılaştığında verdiği ilk tepkiyi kontrol altına almaktır. İlk refleks genelde hızlanmaktır. Oysa yapılması gereken yavaşlamaktır. Nefes düzenlenir. Ses tonu düşürülür. Önce durum tespit edilir. “Ne oldu?” sorusu sorulur. “Ne hissediyorum?” değil.
Bu alışkanlık zamanla günlük hayata da taşınıyor. Çünkü belirsizlik sadece kokpitte olmuyor. İş hayatında, ilişkilerde, finansal kararlarda da aynı mekanizma çalışıyor. Bir kriz çıktığında zihnin hemen sonuç üretmek ister. “Bitti”, “Olmayacak”, “Yanlış yaptım” gibi kesin cümleler hızlıdır ama genelde verisizdir.
Bir dönem şirketin işleri kötüye gitmeye başladığında bunu hissetmiştim. Rakamlar tam çöküşü göstermiyordu ama akışta bir bozulma vardı. İçeride bir huzursuzluk başlar. İnsan o huzursuzluğu bastırmak ister. Hızlı karar alarak rahatlamak ister. Oysa hızlı karar çoğu zaman kontrol hissi üretir ama çözüm üretmez. O noktada durup tabloyu yazmak gerekir. Nakit akışı nedir? Gider nerede artmış? Hangi değişken kontrolümde? Sorular sakinliği geri getirir.
Pilotluğu bırakma sürecinde de benzer bir şey oldu. Pandemiyle birlikte sektör belirsizleşti. Haberler, söylentiler, tahminler… Herkes bir şey söylüyordu ama kimse kesin bir şey bilmiyordu. Belirsizlik büyüdükçe zihnin hızlanıyor. O anlarda bilinçli olarak yavaşlamak gerekiyor. Kendime küçük bir kural koymuştum: “Duygusal karar yok.” Önce veri. Önce tablo. Önce senaryo. Bu yaklaşım sakinlik getiriyor çünkü kontrol hissi geri geliyor.
Sakin kalmak pasif olmak değildir. Tam tersine aktif bir eylemdir. Nefesini düzenlemek bilinçli bir eylemdir. Ses tonunu düşürmek bilinçli bir eylemdir. Hemen çözüm üretmemek bilinçli bir eylemdir. İnsan genelde sakinliği duygusal bir özellik sanır. Oysa prosedürel bir alışkanlıktır.
Belirsizlikte en büyük hata, sonucu zihinde tamamlamaktır. “Bu iş battı.” “Bu karar yanlıştı.” “Bu ilişki bitti.” Oysa çoğu kriz, ilk göründüğü kadar net değildir. Havacılıkta bir gösterge arızası her zaman motor arızası demek değildir. Önce doğrulama yapılır. İkinci gösterge kontrol edilir. Alternatif kaynak açılır. Günlük hayatta da benzer. Tek bir sinyalle hüküm vermek yerine ikinci veri aranmalı.
Bir başka önemli nokta tempo. Belirsizlikte insanlar ya donakalır ya da aşırı hızlanır. İkisi de hatalıdır. Doğru tempo orta tempodur. Karar almak gerekir ama acele etmeden. Beklemek gerekir ama pasif kalmadan. Bu denge çalışılarak gelişir. İlk başta zor gelir. Çünkü zihnin doğası uçlara gitmeye meyillidir.
Kafe işletirken de bunu sık yaşadım. Özellikle ilk dönemlerde müşteri sayısı dalgalandığında insanın içi daralır. “Yanlış mı yaptık?” sorusu hemen gelir. O an paniğe kapılıp menüyü değiştirmek, fiyatı indirmek, konsepti bozmak kolaydır. Ama sakin kalıp birkaç hafta veri toplamak daha sağlıklıdır. Eğilim mi var, yoksa geçici bir dalga mı? Sakinlik burada stratejik bir avantajdır.
Belirsizlikle baş etmenin bir diğer yolu çerçeve oluşturmaktır. En kötü senaryo nedir? En iyi senaryo nedir? En olası senaryo nedir? Üçünü de yazdığında zihnin uç senaryoya saplanmaz. Bu basit çerçeve paniği azaltır çünkü bilinmezliği sınırlar içine alır.
Sakinlik çoğu zaman dışarıdan bakıldığında soğukkanlılık gibi algılanır. Oysa içeride ciddi bir hesap vardır. Sakin olmak, duyguyu yok saymak değildir. Duyguyu fark edip karar sürecinden ayırmaktır. “Şu an kaygılıyım” demek başka, “Bu karar yanlış” demek başkadır. İlk cümle duygu tespitidir. İkincisi yargıdır. İkisini karıştırmamak gerekir.
Zamanla şunu fark ettim: Belirsizlik geçmez. Sadece yönetilebilir hale gelir. Hayatın hiçbir aşamasında yüzde yüz netlik yok. Ama netlik arayışı yerine prosedür geliştirmek mümkün. Kendi check-listini oluşturmak mümkün. Stres anında uygulayacağın basit adımlar belirlemek mümkün.
Belki de mesele cesaret değil, tekrar. Ne kadar çok belirsizlik ortamında bulunursan, o kadar az dramatize ediyorsun. İlk simülatörde alarm sesi ürkütücüdür. Onuncu simülatörde aynı ses bilgi haline gelir. Günlük hayatta da benzer. İlk kriz büyüktür. Sonraki krizler daha okunabilir olur.
Belirsizlikte sakin kalmak doğuştan gelen bir özellik değil. Öğrenilen, tekrar edilen ve bilinçli uygulanan bir disiplindir. Duyguların hızlandığı yerde zihni yavaşlatmak, hızlanan yerde frene basmak, karışıklıkta soruya dönmek.
Çünkü panik çözüm üretmez. Sakinlik üretir