Kadıköy’de doğup büyümek, insanın pusulasını erken yaşta ayarlıyor. O zaman fark etmiyorsun ama yıllar sonra başka şehirlerde yürürken anlıyorsun: Zihninde bir referans noktası var. O referans noktası bir vapur düdüğü, bir çınar ağacı gölgesi, ıslak asfalt kokusu ve Moda’dan esen hafif rüzgâr.
Şaşkınbakkal’da büyüdüm. O zamanlar mahalle gerçekten mahalleydi. Sokaklar bugünkü kadar dolu değildi. Arabalar vardı ama sokak çocuklarındı. Akşam ezanıyla birlikte evlere çağrılan çocuk sesleri, bakkalın önünde duran bisikletler, yaz akşamları kaldırıma atılmış sandalyeler… Komşuluk bir kelime değil, bir refleks gibiydi.
Bağdat Caddesi bugünkü gibi bir vitrin değildi. Daha gündelikti. Daha ulaşılabilirdi. Annemle yürürken vitrinlere bakardık ama marka isimleri değil, mağazaların kendisi akılda kalırdı. Pastanelerin kokusu sokağa taşardı. Çarşıya gitmek bir alışveriş değil, bir ritüeldi. Aynı kasap, aynı manav, aynı kırtasiye. İnsan alışkanlıkla değil, bağla giderdi o dükkânlara.
Kadıköy Çarşı’nın eski halini hatırlıyorum. Balıkçıların sesi, tezgahtaki buzun üstünde dizilmiş balıklar, turşucunun kavanozları, baharat kokusu. Kalabalık vardı ama acele yoktu. İnsanlar yürürdü, koşturmazdı. Şimdi aynı yerden geçerken kalabalık daha yoğun ama yüzler daha anonim. Eskiden tanıdık birine rastlama ihtimali yüksekti. Şimdi kalabalığın içinden geçiyorsun, ama kimse kimseye değmeden.
Moda sahili çocuklukta sadece oyun alanıydı. Çimlere uzanmanın lüks olduğunu bilmiyorduk. Deniz hep oradaydı, sıradan bir şey gibi. Sonradan başka şehirlerde yaşayınca anlıyorsun: Deniz bir manzara değil, zihinsel bir alan. Kafanı dağıtmak için yürünecek bir ufuk. O ufuk insana bir genişlik duygusu veriyor. Belki de Kadıköylülerin biraz daha rahat, biraz daha tartışmaya açık olmasının nedeni bu.
80’ler ve 90’lar Kadıköy’ü daha yavaştı. Gece hayatı vardı ama bugünkü kadar yoğun değildi. Sokak aralarındaki küçük dükkânlar, tek ekranlı sinemalar, müzik kasetleri satan yerler… Şimdi o dükkânların çoğu yok. Yerine zincirler geldi. Daha parlak, daha düzenli, daha standart. Modernleşme geldi ama biraz da hafıza gitti.
Eski apartmanların yerini yüksek, camlı binalar aldı. Deprem gerçeği var, dönüşüm gerekli; bunu inkâr etmek mümkün değil. Ama her yıkılan binayla birlikte bir katman daha siliniyor. Bir kapı zili sesi, bir merdiven boşluğu kokusu, bir balkon demiri… Şehir fiziksel olarak yenilenirken, duygusal olarak sadeleşiyor.
Kadıköy’ün en büyük değişimi belki de temposunda. Eskiden ritim daha mahalle ölçeğindeydi. Şimdi şehir ölçeğinde. Çarşı daha kalabalık, kafeler daha dolu, sokaklar daha gürültülü. Gençlik enerjisi arttı, çeşitlilik arttı, kültürel hareketlilik arttı. Bu iyi bir şey. Ama aynı zamanda bir yabancılaşma da var. Çocukken top oynadığın sokağa şimdi park yeri bulunamıyor.
Yine de bazı şeyler inatla sabit kalıyor. Sabah erken saatlerde Bağdat Caddesi’nin sessizliği. Gün doğarken Moda’da yürüyen birkaç insan. Vapurun kalkış anındaki hafif titreşim. O titreşim, başka hiçbir yerde yok. İstanbul’un başka semtlerinde yaşasan da Kadıköy vapurunun sesi farklı gelir.
Kadıköy hep farklılıkları taşıyan bir yer oldu. Siyasi olarak, kültürel olarak, yaşam tarzı olarak… Bu çeşitlilik bazen çatışma üretir ama aynı zamanda zihin açar. Burada büyüyen insan erken yaşta farklı fikirlere maruz kalır. Bu, karaktere bir esneklik katıyor. Belki de bu yüzden Kadıköy’den çıkan insanların dünyaya bakışı biraz daha geniş oluyor.
Bazen eski bir sokağın önünden geçerken duruyorum. Aynı kaldırım, ama farklı zaman. Çocukken koşarak geçtiğim yerden şimdi yürüyerek geçiyorum. Şehir değişmiş, ben değişmişim. Kadıköy aynı değil ama tamamen başka da değil. Katman katman birikmiş bir hafıza gibi.
Şehir sabit kalmıyor. İnsan da kalmıyor. Belki mesele Kadıköy’ün neye dönüştüğü değil; onunla birlikte bizim neye dönüştüğümüz. Eskiden daha mahalleydi, şimdi daha merkez. Eskiden daha tanıdıktı, şimdi daha çeşitli. İkisinin de kendine göre bir değeri var.
Ama ne olursa olsun, vapur düdüğü duyulduğunda içimde hâlâ aynı şey oluyor. Bir yakınlık hissi. Bir referans noktası. Sanki nerede olursam olayım, pusula hep aynı yere dönüyor.
Kadıköy benim için sadece bir semt değil. Zamanın katmanlı hali. Çocukluğumun sesi, gençliğimin enerjisi, bugünün kalabalığı.
Aynı sokak.
Farklı zaman.
Ama hâlâ ev gibi.